My Photo
Name:
Location: ANKARA, Türkiye

Thursday, September 28, 2006

27 EYLUL 2006 CARSAMBA GUNLU GAZETELERDEN BASINDA YARGI HABERLERI

OZDERIN,M.

msn : ozderin@hotmail.com

27 Eylül 2006 Tarihli ve 26302 Sayılı Resmî Gazete MEVZUAT

YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜ

MİLLETLERARASI ANDLAŞMA

2006/10883 Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolünün Onaylanması Hakkında Karar

BAKANLAR KURULU KARARLARI

2006/10875 Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğüne Bağlı Taşra Teşkilatı Olarak İstanbul Yenileme Alanları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü Kurulması Hakkında Karar

2006/10880 Güzel Sanat Eserleri, İlim ve Edebiyat Eserleri ile Musiki Eserlerinin El Yazısıyla Yazılmış Asıllarının Satış Bedellerinden Pay Verilmesine İlişkin Karar

2006/10886 Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğünce Düzenlenen Hizmet İçi Eğitim, Kurs ve Seminerlerde Ücretle Okutulacak Ders Saatlerinin Sayısı, Ders Görevi Alacakların Nitelikleri ve Diğer Hususların Tespitine İlişkin Karar

2006/10888 Ankara Üniversitesi Rektörlüğüne Bağlı Sağlık Eğitim Fakültesinin Adının Sağlık Bilimleri Fakültesi Olarak Değiştirilmesi Hakkında Karar

2006/10908 Özelleştirme İdaresi Başkanlığına Ait Dolu ve Boş Kadrolarda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar

BAKANLIKLARA VEKÂLET ETME İŞLEMİ

— Devlet Bakanı Ali BABACAN’a, Devlet Bakanı Beşir ATALAY’ın Vekâlet Etmesine Dair Tezkere

— Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına, Ulaştırma Bakanı Binali YILDIRIM’ın Vekâlet Etmesine Dair Tezkere

YÖNETMELİKLER

— Kamu İhale Uzman Yardımcıları Yarışma ve Yeterlik Sınavlar İle Kamu İhale Uzman ve Yardımcılarının Çalışma Esas ve Usulleri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

— Türk Standardları Enstitüsü Personel Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

TEBLİĞLER

— İşkolu Tespit Kararı (No: 2006/62)

— İşkolu Tespit Kararı (No: 2006/63)

— İşkolu Tespit Kararı (No: 2006/64)

— İşkolu Tespit Kararı (No: 2006/65)

— Kredi Kartı İşlemlerinde Uygulanacak Azami Faiz Oranları Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sayı: 2006/3)

YARGI BÖLÜMÜ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI

— Anayasa Mahkemesinin E: 2005/22, K: 2006/31 Sayılı Kararı (Siyasi Parti Mali Denetimi ile İlgili)

— Anayasa Mahkemesinin E: 2005/9, K: 2006/32 Sayılı Kararı (Siyasi Parti Mali Denetimi ile İlgili)

— Anayasa Mahkemesinin E: 2005/36, K: 2006/34 Sayılı Kararı (Siyasi Parti Mali Denetimi ile İlgili)


Savcı Yüksel’e emsal olacak tazminat cezası

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, İstanbul Barosu eski Başkanı Yücel Sayman’ın eski DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel aleyhine açtığı davada savcıların iddianamelerde kişisel haklara saldırı niteliğinde ifadeler kullanmaları halinde tazminat ödemeleri gerektiğine karar verdi
27.09.2006

Beyoğlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, Sayman’ın kendisini “Alman casusu” olarak suçlayan aleyhine açtığı 30 bin YTL’lik tazminat davasını reddetmişti. Bu karar, Şemdinli iddianamesinde dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a ilişkin suçlamalara yer verdiği için meslekten ihraç edilen Van Savcısı Ferhat Sarıkaya için de olumsuz bir emsal olacak.


Defter krizi'nin bedeli 10 bin YTL


Fethi Dördüncü, Başbakan Erdoğan'a 10 bin YTL tazminat ödeyecek
Ankara 25'inci Asliye Hukuk Mahkemesi, Selanik'teki Atatürk Evi'nde bulunan şeref defterine yazdığı ifadelerden dolayı Fethi Dördüncü'yü, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a hakaret ettiği gerekçesiyle 10 bin YTL manevi tazminat ödemeye mahkum etti.

Davanın bugünkü duruşmasına, Başbakan Erdoğan'ın avukatı Muammer Cemaloğlu ile Fethi Dördüncü ve avukatı Coşkun Kurt katıldı.

Avukat Cemaloğlu, daha önceki iddialarını tekrarlayarak, davanın kabulüne karar verilmesini talep etti.

Dördüncü'nün avukatı Kurt ise müvekkilinin ekonomik ve sosyal durumuna ilişkin belgeleri mahkemeye sundu. Kurt, ayrıca davanın da reddini istedi.

Yargıç Ahmet Kahraman ise davayı kısmen kabul ederek, Fethi Dördüncü'nün, yasal faiziyle birlikte Başbakan Erdoğan'a 10 bin YTL manevi tazminat ödemesine karar verdi.

Davanın gelişimi

Erdoğan'ın avukatı tarafından açılan davanın dilekçesinde, Dördüncü'nün, Atatürk Evi'ndeki şeref defterine yapıştırdığı mektupta yer alan ifadelerle, Erdoğan'ın 'toplum önünde küçük düşürülmesine, şahsiyet haklarının ağır suretle ihlal edilmesine, toplumun kin ve nefret duygularına maruz kalmasına sebebiyet verdiği' kaydedilmişti.

Dilekçede, bu durumun, 'Başbakan Erdoğan'ın manevi şahsiyetinde telafisi güç zararlar meydana getirdiği' ifade edilerek, 'Erdoğan'ın duyduğu acı, elem ve ıstırabı bir nebze olsun hafifletmek için' 20 bin YTL manevi tazminat talep edilmişti.

Selanik'te defter krizi

Güneydoğu Avrupa Liderler Zirvesi için Selanik'e giden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 4 mayısta müze haline dönüştürülen Atatürk'ün doğduğu evi ziyaret etmişti.

Başbakan Erdoğan ziyaretinin anısına evin üçüncü katında bulunan anı defterini incelerken partisine yönelik ağır eleştiriler bulunan bir yazıyı görünce sinirlenmişti.

Erdoğan'ın, 'Atam' diye başlayan ve AKP'nin Atatürk'e şikayet edildiği yazıyı yırttığı iddia edilmiş, gazetecilerin odadan çıkarılmasının ardından yazıyı defterden kopararak yanına aldığı öne sürülmüştü.

Yazının sahibi 82 yaşındaki Fethi Dördüncü ise, olayın ardından yaptığı açıklamada, "Başbakan'ın yaptığı bana hakarettir, ben Mersin'deki çiftçi Mehmet değilim hakkımı arayacağım" dedi.

Selanik'te yaşanan defter krizinin ardından Türkiye Başkonsolosluğu yetkilileri defteri müzeden kaldırmıştı.


Baykal’ın villasında keşif

Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan aleyhine açtığı manevî tazminat dâvâsında, Baykal’ın villasında keşif yapılmasına karar verdi.

Edinilen bilgiye göre, Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi, villaları yapan Kooperatif-18 Konut Yapı Kooperatifinden, CHP Genel Başkanı Baykal’ın, Angora Evlerinde bulunan villası hakkında bilgi istedi. Kooperatiften mahkemeye gönderilen yazıda, Deniz Baykal’ın kooperatifin 59 nolu üyesi olduğu, yapılan çekilişte 34 nolu konutun Baykal’a verildiği, Baykal’ın da bu konutu başka bir üye ile takas ederek 8 nolu konuta geçtiği kaydedildi. Yazıda, ‘’Kooperatifimiz, üyelerine konutlarını ilerlemiş kaba seviyesinde teslim etmiş, geriye kalan ince imalat işleri üyelerimizin kendisi tarafından yapılmıştır. İnşaatlarımızın, inşaat ruhsatları ada bazında alınmış olup, konutlarımızın henüz inşaat ruhsatları bulunmamaktadır’’ denildi. Mahkeme, bu yazı üzerine, CHP Genel Başkanı Baykal’ın villasında keşif yapılması için Çankaya Tapu ve Kadastro Müdürlüğünden bir mühendis ve bir mimar bilirkişi olarak görevlendirdi. Bilirkişiler, Baykal’ın konutunda ‘’kamu alanına tecavüz’’ iddialarını araştırmak için keşif yapacak.


Uluslararası Af Örgütü'nün Dink tepkisi


Gazeteci Hrant Dink hakkında üçüncü kez 301'den dava açıldı

Uluslararası Af Örgütü, TCK'nın 301'inci maddesi çerçevesinde 'Türklüğü aşağılamak' suçlamasıyla Hrant Dink hakkında yeni bir dava açıldığına ilişkin haberleri duymanın 'dehşeti içinde' olduğunu açıkladı.

Açıklama, Uluslararası Af Örgütü'nün Türkiye şubesi tarafından 'Türkiye: Yine hedefte gazeteci var' başlığıyla yayımlandı.

Açıklamada, ''örgütün, bu yargılamayı gazetecilerin ifade özgürlüğü haklarını kullanmalarına karşı ortaya çıkan yıldırma örneklerinin bir parçası olarak göz önüne aldığı'' ifadesi kullanıldı.

Açıklamada, ''ifade özgürlüğünün Türkiye'nin de taraf olduğunu ilan ettiği Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Anlaşması ile Uluslararası Sivil ve Politik Haklar Sözleşmesi içerisinde de yasal zorunluluk olarak onaylandığı'' kaydedildi.

"Yazarın barış içinde muhalif fikirlerini ifade etmesine karşı ortaya çıkan hukuksal bir yıldırma örneği olması sebebiyle özellikle endişe duymaktadır'' denilen açıklamada ayrıca, Af Örgütü'nün bu son davayla 'yazar Elif Şafak'ın romanındaki ifadelerle bağlantı olarak 301'inci maddeden yargılandığı davanın dört gün önce beraatle sonuçlanmasının getirdiği memnuniyetin hayal kırıklığına dönüşeceği endişesini taşıdığı' ifade edildi.

Af Örgütü'nün açıklamasında, 'TCK'nın 301'inci maddesinin tamamen yürürlükten kaldırılması ve bu suretle açık şekilde tanımlanmamış olan bu maddenin getirdiği keyfi uygulamalara son verilmesi için yaptığı çağrının bir kez daha yinelendiği' belirtildi.

Dink'e yeni bir dava

Şişli Cumhuriyet Savcılığı, 25 eylülde gazeteci Hrant Dink hakkında ‘Türklüğü aşağılamak’ suçundan yeni bir dava daha açtı.

İddianamede, Dink'in "elbette bu bir soykırımdır diyorum çünkü sonuç kendisini zaten tanımlıyor ve adını koyuyor. 4 bin yıldır bu olanlarla halkın ortadan yok olduğu görüyoruz" sözlerine yer verildi.

Bu sözlerle Türklüğün aşağılandığı ileri sürülen iddianamede, Dink ile birlikte Agos gazetesinin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Arat Dink ve Serkis Seropyan'ın TCK'nın 301’inci maddesi kapsamında üç yıla kadar hapsi istendi.

Dink altı ay hapis cezası almıştı

Dink hakkında daha önce de aynı sebepten soruşturma açılmıştı.

Şişli 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi, Hrant Dink'i, Agos gazetesinde 2004 yılında yazdığı bir dizi yazıda 'Türklüğe hakaret' ettiği gerekçesiyle altı ay hapis cezasına çarptırmış, ancak Dink'in sabıkasız olması ve ileride bir daha suç işlemeyeceği konusunda oluşan kanaat nedeniyle bu cezayı ertelemişti.

Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi, kararı, uygulama yönünden bozmuş, esasa yönelik temyiz istemlerini ise reddetmişti.

Kararın esastan bozma isteminin reddine ilişkin gerekçesinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, tebliğnamesinde, 'Türklüğü tahkir ve tezyif' suçunun maddi ve manevi unsurunun oluşmadığının belirttiği anımsatılmıştı


YÜCELEN'IN, BERAAT KARARINA GOOGLE TEPKISI.

-Dolandiricilik davasinda ilk durusmada beraat eden eski Içisleri Bakanlarindan Rüstü Kazim Yücelen'in oglu Ali Yücelen, dava nedeniyle magdur oldugunu, Google'da isminin aranmasi sonucunda çikan sayfalarin, Siyasal'daki doktorasini da olumsuz etkilemesinden yakindi.

ANKARA(ANKA)-Sahte sigara bandrolü nedeniyle dolandiricilik yaptiklari gerekçesiyle haklarinda dava açilan eski Içisleri Bakani Rüstü Kazim Yücelen'in iki oglundan büyügü olan Ali Yücelen, ilk durusmada beraat etse de dava nedeniyle magdur olduklarini söyledi.
Ilkin Dagitim Pazarlama sirketi araciligiyla sigara pazarlayan Ali ve kardesi Hakan Yücelen kardeslerin de aralarinda bulundugu toplam 11 kisi hakkinda 2005 yilinda nitelikli dolandiricilik iddiasiyla 5'er yila kadar hapis istemiyle dava açildi. Mersin Agir Ceza Mahkemesi'nin yetkisizlik karari üzerine, sahte oldugu öne sürülen sigaralarin üretim yeri oldugu gerekçesiyle Izmir'e giden dosyaya bakan 7'inci Agir ceza Mahkemesi de yetkisizlik karari verdi. Dosya Yargitay'a gönderilince Izmir'in yetkisizlik karari kaldirildi, ama davanin açilmasinin üzerinden de 5 ay geçmis oldu.
Izmir 7'inci Agir Ceza Mahkemesi de yaptigi ilk durusmada, savciligin da görüsünü dikkate alarak tüm saniklarin beraatini oybirligiyle kararlastirdi. Mahkemenin gerekçeli kararini yazilmasi ve temyiz yoluna gidilmemesiyle beraat kararinin 22 Eylül'de kesinlestigi ögrenildi.

GOOGLE'DA ISMIMI ARATINCA SONUÇ BENI ÜZÜYOR
Beraat kararini ANKA'ya degerlendiren Ali Yücelen (32), sirkette sadece yüzde 5'lik payi bulundugunu, isi kardesi Hakan Yücelen'in (26) yürüttügünü söyledi. Geçmiste sinavla bir özel bankanin teftis kuruluna girdigini ancak oradan ayrildigini belirten Ali Yücelen, sadece soyadlari nedeniyle yipratilmak istendiklerini ve davanin böyle gündeme geldigini vurguladi. Sahte oldugu iddia edilen sigara bandrollerinin, 'Box' denilen kutularla dogrudan sigaranin üreticisi olan Philsa'dan gönderildigini bu sirketin yazisiyla da saptanmis olmasina karsin davanin açildigini belirten Ali Yücelen, Ankara Üniversitesinde Siyasal Bilgiler Fakültesinde ekonomi doktorasi yaptigi sirada davanin gündeme gelmesinin kendisini çok olumsuz etkiledigini söyledi. Yücelen'in açiklamalari söyle:
'Kariyer hedefiniz var ama böyle bir seyin birdenbire insanin karsisina çikmasi çok üzücü. Doktorada tam yeterlilik asamasina geldigimde yasanmasi insani sok ediyor. Ne yaptim ki neyin bedelini ödüyorum diyorsunuz. Çok sükür adalete her zaman güvendik. Canimi en çok sikan su oldu: Babamin Içisleri Bakanligi döneminde herhangi bir sekilde yapilan tasarruftur, tayindir, atamadir, baska bir sekilde yapilmis bir sey üzerine sadece bundan dolayi sadece bir atamadan dolayi bunlarin olmasi can sikici. Philip Morris bu benim sigaram diyor, ama orada davanin bitmesi gerekirken yetkisizlik verildi. Kim ne derse desin 75 yillik Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin temelleri çok saglam bir yapi üzerine kurulmustur. Eninde sonunda, bir yerden dönmezse baska bir yerden döner haksizlik. Güzel olan bu sonuca varilmasi, ama kötü olan su ki benim bilimsel makalem var bildiri veriyorum, belki alinti olacak bir yere, adimi girecekler Google'a bakacak. Politikaya girmisligim yok adim bunlara bulasti. Her seyde hayir vardir demek ki bu yapiyi da görmemiz gerekiyormus. Davanin açilma nedeni gazetelerde yayinlanmasiydi.'
Haksiz olarak yapilan yargilama nedeniyle idare aleyhine herhangi bir tazminat davasi açmayi düsünüp düsünmedigi sorusu üzerineyse Ali yücelen, 'Rüstü Kazim Yücelen'in oglu olarak bana dava yakismaz, davayi ancak Adalet ya da Içisleri Bakanligina açmak gerekir. Bu da bizim aile yapimiza uygun degil' dedi.
DAVANIN KÖKENI YÜCELEN'IN YAPTIGI ATAMA MI?
Öte yandan Emniyet'e yakin kaynaklar, Yücelen'in ogullari aleyhine açilan bu davanin temelinde geçmiste yapilan bir atamanin yattigini ima ediyor. Davanin, Yücelen bakanligi sirasinda, Izmir'in basarili Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Sube Müdürü Serafettin Bural'i Ankara Emniyeti Organize müdürlügüne atadigi, ancak daha sonra Bural hakkinda hazirlanan istihbarat raporlarinda emniyet içinde belli bir yapilanmaya yatkin oldugu yönünde raporlar gelince kendisini görevden almasiyla ilgili oldugu öne sürülüyor. Zira emniyet müdürü Bural daha sonra, Yücelenler'in Mersin'de sigara sorusturmasinin yapildigi dönemde Mersin KOM müdürlügünü yürütüyordu. Bural'in halen yurt disinda görevli oldugu belirtiliyor. (ANKA)


Teröriste ambulansa beraat kararı


Baydemir ve üç belediye personeli beraat etti
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ile üç belediye personeli, bir teröristin cenazesini belediyeye ait ambulansla taşıttıkları gerekçesiyle yargılandıkları davanın ilk duruşmasında beraat etti.

Diyarbakır Birinci Sulh Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, Büyükşehir Belediye Başkanı Baydemir ile üç belediye personeli hazır bulundu.

Osman Baydemir, savunmasında suçlamaları kabul etmedi. Taşınan cenazenin kimliği nedeniyle hakkında dava açıldığını belirten Baydemir, davanın açılmasının hukuka dayandırılmasına karşın arka planında siyasi görüş yattığını öne sürdü.

Diğer sanıklar, Zülfü Atlı, Mübeccel Günaçtı ve Cüneyt Gültekin de yaptıklarının yasaya uygun olduğunu savunarak, beraatlerini talep etti.

Mahkeme, Taşıt Kanunu'na muhalefet suçunun manevi unsurunun oluşmadığını belirterek, sanıklar hakkında beraat kararı verdi.

Büyükşehir Belediye Başkanı Baydemir ve üç belediye çalışanı hakkında, terörist Abdullah Deniz'in cenazesini belediye ambulansı ile Gaziantep'e taşıttıkları gerekçesiyle bir yıla kadar hapis cezası isteniyordu.


Sivas sanıkları pişmanlıktan yararlanamıyor

Sivas katliamı davasında mahkum olan 49 sanığın Topluma Kazandırma Yasası’ndan yararlanmak için yaptıkları başvurunun görüldüğü davada ilginç bir gelişme yaşandı
27.09.2006

Emniyet Genel Müdürlüğü, davanın görüldüğü Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdiği yazıda bu yasadan ancak terör örgütü üyelerinin yararlanabileceğini, Sivas davasında ise tespit edilmiş herhangi bir örgüt olmadığı için sanıkların yasadan yararlanamayacaklarını bildirdi.


Burçin Bircan'a eroin verenlere ceza yağdı

İstanbul Zeytinburnu Kozlu Mezarlığı'nda Ocak 2004 günü cesedi bulunan manken Burçin Bircan'a, uyuşturucu vererek ölümüne neden oldukları öne sürülen 4 sanığın yargılandığı dava sonuçlandı. Bir sanığın beraat ettiği davada, Gürsel Bıçakçı 16 yıl 8 ay, Abdülkerim Bulut 10 sene 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Firari sanık Sabri Kurban'ın dosyası ise ayrıldı.

Müebbetlik suç
İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada mahkeme heyeti tutuklu sanık Gürsel Bıçakçı için "uyuşturucu temin etmek suretiyle ölüme neden olmak" suçundan müebbet ağır hapis cezası istemiyle dava açıldığını hatırlattı. Bıçakçı'nın, duruşmalardaki iyi halini de göz önüne alan heyet, cezayı 16 yıl 8 ay hapis cezasına indirdi. Mahkeme, Abdülkerim Bulut hakkında da, Bircan'ın ölümüne neden olmaktan dava açıldığını hatırlatarak onu da 10 sene 6 ay hapis cezasına çarptırılmasına karar verdi.

Orhan YURTEVER


Adalet Divanı PKK'nın talebine sıcak

Avrupa Adalet Divanı, AB terör örgütleri listesinde olmasına itiraz eden PKK'nın daha önce reddedilen başvurusunu bu kez dikkate aldı. Mahkeme, başvuruyu kabul edip etmemeyi karara bağlayacak. Duruşma tarihi henüz belli değil.

Osman Öcalan'ın geçtiğimiz yılki başvurusu, bir alt mahkeme tarafından, PKK'nın 'tüzel kişiliği bulunmadığı' ve 'örgütün lağvedildiği' gerekçesiyle reddedilmişti.

Adalet Divanı Başsavcısı Julianne Kokott, PKK'nın 'doğal olarak' bir tüzel kişilik olamayacağını, 'KADEK' adı altında faaliyetlerini sürdürdüğünü söyleyerek, başvurunun kabul edilmesi gerektiğini söyledi.

Kokott'un bu kişisel görüşünün bir yaptırım gücü bulunmuyor. Ama Adalet Divanı, savcılarının görüşlerini genelde dikkat alıyor.

Adalet Divanı, dosyayı ele alarak terör örgütünün başvurusunun kabul edilebilirliğini tekrar değerlendirecek ve karara bağlayacak. Duruşma tarihi henüz belli değil.

PKK 2002'den bu yana listede

11 eylül saldırılarının ardından AB'nin yayımlamaya başladığı terör örgütleri listesine PKK 2002 yılında eklenmişti.

Üye ülkeler, listeye dahil edilen örgütlerin tüm malvarlıklarına ve hesaplarına el koymakla yükümlü kılınıyor.


Anayasa Mahkemesinden mera kanunu hakkında karar...

Yüksek mahkeme, bugün yaptığı toplantıda davayı esastan görüşerek karara bağladı. İptali istenen yasa hükümlerinde değişiklik yapıldığına işaret eden Anayasa Mahkemesi, bu nedenle "karar verilmesine yer olmadığına" karar verdi.
AA- Anayasa Mahkemesi, meraların tespiti, köy ve belediye tüzel kişiliklerine tahsis edilmesi, tahsis amaçlarının değiştirilmesi, 1 Ocak 2003'ten önce kesinleşen imar planlarında yerleşim yeri olarak işgal edilmiş meraların tahsis amacının değiştirilerek Hazine adına tescil edilmesini öngören 5178 sayılı Mera Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun'un bazı maddelerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle açılan davada, "karar verilmesine yer olmadığına" karar verdi.

CHP, kanunun, 3. maddesinin (d) bendindeki, "... veya uygulama ilave imar planlarının hazırlanması,..." ibaresi ile geçici 3. maddesinin, iptali ve yürürlüklerinin durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesinde dava açmıştı.

Yüksek mahkeme, bugün yaptığı toplantıda davayı esastan görüşerek karara bağladı.

İptali istenen yasa hükümlerinde değişiklik yapıldığına işaret eden Anayasa Mahkemesi, bu nedenle "karar verilmesine yer olmadığına" karar verdi.


Sayın Öcalan davası Asliye Ceza'ya gitti

Eski DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve 11 parti yöneticisi hakkında, "Silahlı örgüte üye olmak, örgüte yardım etmek" suçundan açılan davada görevsizlik kararı verildi. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın dünkü duruşmasında Mahkeme Başkanı Orhan Karadeniz, dosyanın "suçu ve suçluyu övme" kapsamında ele alınabileceğini belirterek, dosyayı bir alt mahkeme olan Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderdi.

ANKARA


Avrupa Sosyal Şartı Meclis Genel Kurulu'nda

TBMM Genel Kurulu'nda Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı'nın tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı.

TBMM Genel Kurulu'nda Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı'nın tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı. CHP Grubu adına söz alan Kocaeli Milletvekili İzzet Çetin, Avrupa Sosyal Şartı'na çekince konulmasını kabul etmediklerini bildirdi.

Söz konusu sosyal şartların yaşam standardını artıracağını kaydeden Çetin, ''Yandaşları zengin etmeye, Ali Dibolara para var, sıra memura, işçiye geldi mi biber gazı var. Bu zihniyetle AB'ye uyulmaya çalışılıyor.

Bugün, Türkiye'nin AB'ye gerçekten girmek istiyorsa sosyal şartı çekincesiz olarak onaylamak zorundadır'' diye konuştu. Çetin, AB'nin ''olmazsa olmaz'' kurallarına çekince konulduğunu ifade ederek, AB üyeliği için bu çekincelerin kaldırılmasının isteneceğini kaydetti.

Anavatan Partisi Hatay Milletvekili Züheyir Amber Gözden Geçirilmiş Avrupa Şartı'nın kimi maddelerine çekince konulmasını eleştirerek, ''Hele hele yaşlıların ve gençlere ilişkin maddelere çekince konması akıllara durgunluk verecek nitelikte'' dedi. Sendika ve sivil toplum örgütlerinin, şarta konulan çekincelerin kaldırılmasını beklediğini dile getiren Amber, ''Hükümet, birçok konuda olduğu gibi şartı ele alırken, diyalog yerine tek taraflı dayatmayı seçmiştir.

Çekinceler, AKP'nin demokrasi ve özgürlükler konusundaki felsefesinin ne kadar üstünkörü olduğunun göstergesidir. İktidar, Avrupa'ya kuzu, ülke insanına aslan'' diye konuştu. AK Parti İstanbul Milletvekili İbrahim Reyhan Özal, vatandaşlarına Türkiye'den daha fazla sosyal hak tanıyan bazı ülkelerin bile Avrupa Sosyal Şartı'na çekince koyduğunu bildirdi.

CHP Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu da ekonomik bağımsızlığı olmayan bir ülkenin sosyal bağımsızlığının da olmayacağına değindi. TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, tasarının tümü üzerindeki görüşmelerin tamamlanmasının ardından, görüşmelere saat 20.30'a kadar ara verdi.

AA


Kan konusunda tek yetkili Kızılay
Türkiye Kızılay Derneği Genel Başkanı Tekin Küçükali, Kızılay’ın kan konusunda tek yetkili ve sorumlu kuruluş olacağını belirterek “Sağlık Bakanlığıyla görüşmelerimiz oldu. Bununla ilgili kanun hazırlanıyor’’ dedi.
Küçükali, Dedeman Otel’de düzenlenen bilgilendirme toplantısında, Türkiye’de 43 kan merkeziyle çalışmalarını sürdürdüklerini kaydetti. Türk Kızılayı’nın, Türkiye’de sokakta reçete ve torbayla gezen insanların tarihe karışması adına ciddî mesafeler alması gerektiğini ifade eden Küçükali, bunun bir süreç olduğunu söyledi. Küçükali, Sağlık Bakanlığı’yla kan konusunda görüşmelerin yapıldığını belirterek, “Bundan sonra Türk Kızılayı, kan konusunda tek yetkili ve sorumlu kuruluş olacaktır. Bu kanun hazırlanıyor’’ dedi.
Bu arada, Türk Kızılayı ''Güvenli Kan, Kaliteli Hizmet'' sloganıyla başlatılan çalışmalar kapsamında, ISO 9001:2000 Kalite Yönetim Sistemi Belgesi almaya hak kazandı.

Lara Park, denizle birleşecek` iddiası
`Kıyı Kanunu değişikliği gündemde`
Kültür Bakanlığı Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğü`nün, Antalya Valiliği Lara Birlik Müdürlüğü`ne yazdığı yazının fotokopisini basına dağıtan Sapan, Tamince`ye tahsis edilen arazinin, denizle birleştirilmesi için Kıyı Kanunu`nda değişiklik yapılmasının gündeme getirildiğini savundu. Mahkemeye sunulan dava dilekçesindeyse, idarenin planlama yetkisini ihaleyle yatırımcıya bıraktığı, yönetmeliklere aykırı bu durum nedeniyle ihalenin geçersiz olduğu görüşü öne sürüldü.

Özel Öğretim Kurumları Kanun Tasarısı, MECLİSTEN GEÇTİ
Meclis, başka bir yasaya geçmişti ki... Saat 24.00'te çalışma süresinin dolacağı ve konuşmalara zaman kalmayacağı gerekçesiyle TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil oturumu kapattı. Genel Kurul, bugün saat 14.00'te çalışmalarına yeniden başlayacak.
(27 Eylül 2006 Çarşamba)
TBMM Genel Kurulu'nda 'Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı'nın onaylanmasının uygun bulunduğuna ilişkin kanun tasarısı ele alındı. Tasarı, TBMM Dışişleri Komisyonu görüşmelerinde, asgari ücretin ailenin geçim endeksine göre hesaplanması sonucunda artışına imkan tanıyan maddeye şerh konulmasıyla benimsemişti.
TBMM Genel Kurulu'nda Özel Öğretim Kurumları Kanun Tasarısı'nın yasalaşmasının ardından, daha önce Genel Kurul'da gündeme gelen ancak geri çekilen, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı'nın onaylanmasının uygun bulunduğuna ilişkin kanun tasarısı görüşmelerine geçildi. Bu tasarının daha önce Dışişleri Komsiyonu'ndaki görüşmelerinde 'Adil bir ücret hakkı' başlıklı 4. maddesinde yer alan ve tarafların, 'Çalışanların kendilerine ve ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlayacak ücret hakkına sahip olduklarını tanımayı' taahhüt eden fıkrası ele alınmıştı. Yine daha önce, bu fıkranın, 'Anayasa'da öngörülen sosyal devlet olmanın bir gereği olduğu, bunun aksinin kabul edilmesinin sosyal devlet ilkesi ile çelişeceği' gerekçesiyle hükümetin bu fıkraya koyduğu şerhi kaldırarak tasarıyı benimseyen komisyon, yapılan oylama sonucunda hükümetin bu şerhini yeniden benimsedi. Tasarı, bu haliyle Genel Kurul gündemine geldi.
Ancak saat, mesai saatinin bitimine çok yaklaştığı için genel kurul çalışmaları sona erdirildi.

Noterlere ‘devlet tasdikli’ ayrıcalık
Son dönemde ekonomi ve sosyal yapıda meydana gelen hızlı değişime rağmen kanunların bu duruma ayak uyduramaması vatandaşı mağdur ediyor.
Bu çerçevede noterlere devlet tarafından sağlanan bazı ayrıcalıklar dikkat çekiyor.
Adalet ve Maliye bakanlıkları tarafından yapılan çalışmalara göre, Noterlik Kanunu ile bazı çarpık uygulamalar devam ediyor. “İşadamları, lüks otomobil alıp masraf gösteriyor.” gerekçesiyle yatırım indirimini kaldıran Maliye, noterlerin lüks araba alıp sınırsız benzin gideri göstermelerine izin veriyor. Maliye, adliye ve icra müdürlüklerinin devlet adına tahsil ettikleri vergi ve harçların belli bir miktarı aşması halinde aynı gün Maliye veznesine yatırılmasını emrederken, noterlerin tahsil ettiği harç, damga vergisi ve değerli kağıt bedelini 22 gün sonra, KDV’yi ise 56 gün sonra yatırmasına imkan sağlıyor. Maliye’den bir yetkili, faizlerin yüksek olduğu dönemlerde, iyi iş yapan noterlerin bu nemalandırmadan iyi gelir sağladıkları bilgisini veriyor. Bakanlıkların yaptığı çalışmalarda, Maliye Bakanlığı’nın lehte düzenleme ve yorumları sayesinde harç ve vergi olarak vatandaştan toplanan paralardan yapılan kesintilerle Türkiye Noterler Birliği’nin yüksek meblağlarda parası olan bir kurum haline geldiği tespiti yapılıyor.
Noterlerle ilgili yapılan değerlendirmelerde ilginç sonuçların yanında, çözüm teklifleri de ortaya konuyor. Noterlerin yaptığı işlemler için ödenecek harç, vergi ve masraf çeşitlerinin basitleştirilip sadeleştirilmesi, ayıklanması isteniyor. Değeri belirli olan işlemlerden yüzde 1-2 oranında harç alınması, belirli bir değer ihtiva etmeyen işlemlerden düşük bir maktu harç alınması, basit, sade, herkesin hesap edebileceği bir yöntemin getirilmesi, sayfa ve imza sayısına göre katlanarak artan masraflardan vazgeçilmesi öneriliyor. Mevcut uygulamanın noterleri, vergi rekortmeni yaptığına dikkat çekiliyor. Vatandaşın devlet eliyle notere yönlendirilmesi ve zorlanması da eleştiriliyor. Buna örnek olarak kamu sınavları ve trafik tescil işlemleri gösteriliyor. Türkiye’de noter masrafı ödeyecek parası olmayan insanlar olmasına karşın kamu-özel bazı personel sınavlarında 50 kişi işe alınacakken sınava başvuran 10 binlerce kişinin belge tasdiki için noterlere yönlendirilmesi ‘izahı zor bir konu olarak’ yorumlanıyor. Noter işlemlerinin sınav kazanıldıktan sonra yaptırılması tavsiye ediliyor.
Dikkat çekilen bir diğer nokta da işleri yoğun noterlerin yükünün hafifletilmesi için araç satışlarının trafik şube müdürlüklerine aktarılması. Bu sayede vatandaşın işini daha rahat yapması ve noterlik masrafı ödemek zorunda kalmaması sağlanacak. Böylece, noterlerin araç satışlarına ilişkin belgelerden birer sureti kayıt yapması için trafik şube müdürlüklerine gönderme ve kayıtları trafik şube müdürlüğünce tutulmasına-sorulmasına karşın büyük paralar tutan satış masraflarının noterlerce alması engellenmiş olacak.
Noterler Birliği Başkanı Hasan Yeni: Kanunun verdiği işleri yapıyoruz
Zaman’da dün manşetten yayınlanan ‘Noter tasdikli vurgun’ haberiyle ilgili olarak Türkiye Noterler Birliği bir açıklama yaptı. Noterlerde vurgun yapılmadığını kaydeden Birlik Başkanı Hasan Yeni, yaptıkları her türlü işlem ve tahsilatın yasalara dayandığını söyledi. Noterlerde alınan karşılaştırma ücretinin yasal bir tahsilat olduğunu ifade eden Yeni, “Noterlerin yaptıkları işler karşılığında aldığı ücreti bakanlık tespit eder, biz uygularız. Uygulamada herhangi bir keyfilik yok. Noterler, Türkiye’de tamamı kayıtlı çalışan, vergi kaçırmayan tek kurumdur.” dedi. Yeni, ‘geliri belli, gideri belli ve en iyi denetlenen kurum olan noterlerin Maliye, Adalet Bakanlığı, iş müfettişleri tarafından sürekli denetime tabi tutulduğuna işaret ederek’, kanunun tartışılması gerektiğini kaydetti. Yeni, noterlerin tahsil ettiği harç ve KDV ile ilgili olarak da, yasanın diğer vergi mükelleflerine tanıdığı çerçevede ödemeleri yaptıklarını ifade etti.
27.09.2006
İsmail Altunsoy
İstanbul

Ruhban Okulu krizi bitti...
Hükümet, Ruhban Okulu tartışmalarında geri adım attı. TBMM Genel Kurulu'nda, Özel Öğretim Kurum'ları Yasası'na eklenen ve Ruhban Okulu açılıyor iddialarına neden olan hükümler yasadan çıkarıldı. AK Parti milletvekillerinin verdiği bir önergeyle, tasarının 2. maddesinin eski haline dönülmesi kabul edildi. Maddeyle, azınlık okulları, ''Rum, Ermeni ve Musevi azınlıklar tarafından kurulmuş, Lozan Antlaşması ile güvence altına alınmış ve kendi azınlığına mensup Türkiye Cumhuriyeti uyruklu öğrencilerin devam ettiği okul öncesi eğitim, ilköğretim ve orta öğretim özel okullarını...'' şeklinde tanımlandı. Görüşmelerden sonra Özel Öğretim Kurumları Yasa Tasarısı, azınlık kullarını düzenleyen 2. maddesinden, azınlık okullarına yabancı uyruklu öğrencilerin de kabul edilmesine imkan tanıyan hüküm çıkarılarak, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi.

Azınlıklara güvence
AKP'li Şahin, Vakıflar Yasa Tasarısı'na sahip çıkarak "Eşit davranmak zorundayız" diye konuştu. Önceki gün bildiri yayımlayan gayrimüslim aydınlar ise, "Yapılan ayrımcılık" dedi.
'Biz eşit muamele yapmak zorundayız'
Meclis gündemindeki Vakıflar Yasa Tasarı özellikle AKP ile CHP arasında hararetli tartışmalara yol açarken spekülasyonlardan rahatsız olan azınlıklara hükümetten güvence geldi. AKP grubunda konuşan Başbakan Erdoğan, "Patrikhane, Vatikan benzeri bir yer olacak diyenler var. İnanın o arkadaşı çekin kenara sorun 'Patrikhane nerede?' bulunduğu semti bile bilmez." dedi. Bir AKP'li vekilin, "Bu yasayla, Ayasofya'nın bile azınlıklara verilebileceği yönünde yorumlar yapılıyor" demesi üzerine devreye giren Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, Ayasofya'nın iki nüshalık tapusunu kürsüden gösterdi. Şahin, "İşte Ayasofya'nın tapusu. Ayasofya Fatih Sultan Mehmet Vakfı'naMehmet Ali Şahinaittir" dedi. Başbakan Erdoğan araya girerek, Şahin'in elindeki tapuyu görmek istedi. Şahin de iki nüshadan birini Başbakan'a verdi. Şahin, "Biz hükümet olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkese hangi dine, hangi etnik kökene bağlı olursa olsun, eşit muamele yapmak zorundayız'' dedi. Öte yandan, CHP Lideri Baykal da grup toplantısında tasarının yabancıların vakıf kurması, sınırsız mal ve toprak sahibi olmasını, her türlü şube ve temsilcilik açmalarını öngördüğünü belirtti. Baykal, "AB ülkesi Yunanistan'da bir Türk vakıf kurabilir mi, bu sayılanları yapabilir mi? " dedi.
ANKARA

Renk körlerine de ehliyet verilecek
Renk körleri ve tek gözüyle görenler de artık ehliyet sahibi olabilecek. Alkol bağımlılığı olanlara ise sürücü belgesi verilmeyecek.
NTV
ANKARA - Sürücü adayları ve sürücülerde aranacak sağlık şartları ile muayenelerine dair yönetmelik yürürlüğe girdi. Sürücü adaylarının ve sürücülerin sahip olmaları gereken sağlık şartlarını yeniden düzenleyen yönetmeliğe göre, sürücü adaylarının genel sağlık muayeneleri uzman hekimler tarafından yapılacak.
Usulüne uygun olmayan raporlar geçersiz sayılacak, doktor hakkında suç duyurusunda bulunulacak.
Yönetmeliğe göre tek gözü olan ya da tek gözüyle görenlere de belirli koşulları taşıması halinde ehliyet verilebilecek. Bu kişilerde görme gücünün 10’da 10 olması, yatay görüş alanının 120 dereceden daha az olmaması şartı aranacak. Bu kişilerin araçlarında en az 3 ayna bulunacak.
Renk körleri herhangi bir şart aranmadan ehliyet alabilecek. Gece körlüğü olanlar gün doğumundan bir saat önce, gün batımından bir saat sonra araç kullanabilecek.
Alkol bağımlılığı olanlara ise ehliyet verilmeyecek.

Başkasının pasaportunu kullandı ceza almadı...
Yeni TCK, vize alamadığı için kız kardeşinin pasaportunu kullanarak, yurtdışına çıkan S.Y. adlı genç kızı mahkumiyetten kurtardı.
Hürriyet-Yargıtay, genç kızın ceza aldığı, "Başkasına ait resmi belgeyi kullanma" eyleminin, yeni TCK’da düzenlenmediği için mahkumiyet kararını bozdu.
Kanada’ya gitmek isteyen ancak vize alamayan S.Y., kız kardeşinin "Pasaport, nüfus cüzdanı ve oturma belgesini" kullanarak, Atatürk Havaalanı’ndan çıktı. Yaptığı sahtekárlık Kanada polisi tarafından farkedilen S.Y. Türkiye’ye iade edildi. S.Y. hakkında, "Başkasına ait resmi kimlik belgesini kullanmak" suçundan eski TCK’ya göre dava açıldı. Mahkeme, genç kızı suçlu buldu. Davanın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 6’ncı Ceza Dairesi, mahkumiyete konu eylemin yeni TCK’da, "suç olarak tanımlanmadığı" gerekçesi ile kararı bozdu.

'Mıntıka temizliği'ne suç duyurusu
Hakkari’de Dağ ve Komando Tugayı'nın,kentte çöp toplayıp ‘Belediye bölücülük yapma işini yap’ yazılı pankart taşınması nedeniyle, DTP’li Belediye Başkan Vekili İsmail Akboğa Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
Behçet DALMAZ'ın haberi
Akboğa, savcılığa verdiği dilekçesinde, Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Azmi Utku Cinek ve pankart taşıyan askerlerin belediyeyi töhmet altında bıraktıkları iddiasıyla haklarında kamu davası açılmasını talep etti.
Hakkari’de bulunan Dağ ve Komando Tugayı, geçen pazar günü ender görülebilecek bir eyleme imza attı. Dağ ve Komando Tugayı Komutanı Tuğgeneral Azmi Utku Cinek başta olmak üzere tugayda görev yapan subay- astsubaylar eş ve çocuklarıyla, yaklaşık 500 sivil giyimli asker Fatih, Valilik ve Cumhuriyet Caddeleri üzerinde ellerine poşetlerle tek tek çöp topladı. Sivil giyimli askerler, ‘Belediye bölücülük yapma’ pankartı taşırken, megafonla halka seslenilerek halka etkinliğin amacı anlatıldı. Tugay Komutanı Tuğgeneral Cinek, cadde ve sokaklar ile evlerdeki vatandaşlara çöp torbası dağıtırken, kentin cadde ve sokakları çöplerden arındırıldı.
Hakkari’nin DTP’li Belediye Başkan Vekili İsmail Akboğa, olay günü Belediye Başkanı Metin Tekçe’nin il dışında bulunduğunu, başkanlık görevini kendisinin yürüttüğünü belirterek, Cumhuriyet Savcılığı’na ‘mıntıka temizliği’ne ilişkin belediyenin töhmet altında bırakıldığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Başkan Vekili İsmail Akboğa, Cumhuriyet Savcısı Ali Arslan’a verdiği dilekçesinde şu görüşlere yer verdi:
“Pazar günü sivil tugay askerleri tarafından şehir merkezinde belediye aleyhine pankartlar açıldı. Pankartlarda, ‘belediye bölücülük yapma işini yap’ yazılı pankartta vardı. Bu nedenle Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanından şikayetçiyim. Askerleri şehir merkezine indirip ellerine pankart verip, çöp toplama bahanesiyle belediye töhmet altında bırakılıp, belediye kapısına kadar gelindi. Bu olay gazete ve televizyonlarda yayınlandı. Bu nedenle bu işi yapan Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Azmi Utku Cinek’ten şikayetçiyim. Belediye aleyhine pankart taşıyan şahıslardan da şikayetçiyim. Benim şikayetim belediye adınadır. Söz konusu olay günü ben belediye başkan vekilliği olarak belediye başkanlığı yapıyordum.'' Hakkari Belediye Başkan Vekili İsmail Akboğa, Cumhuriyet Savcılığı’na olayları yansıtan gazete haberlerine delil olarak sunarken, bazı kişileri de görgü tanıkları olarak gösterdi. Akboğa, “Askerlerin taşıdığı ‘belediye bölücülük yapma işini yap’ pankartı bir çöp kampanyasının olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Günlerdin tartışma konusu olan ve Türkiye’nin gündemine oturan konuyla ilgili belediye başkanlığımız avukatı aracılığıyla Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunduk'' dedi.

Milliyet

Evcil soruşturmasına görevsizlik kararı
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, iş adamları Erol Evcil ile Hüseyin Kayapalı'nın da aralarında bulunduğu 210 kişi hakkındaki soruşturmada ''görevsizlik'' kararı verdi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, iş adamları Erol Evcil ile Hüseyin Kayapalı'nın da aralarında bulunduğu 40'ı tutuklu 210 kişi hakkındaki soruşturmada ''görevsizlik'' kararı vererek, dosyayı Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Alınan bilgiye göre, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, iş adamları Erol Evcil ile Hüseyin Kayapalı'nın da aralarında bulunduğu 40'ı tutuklu 210 kişiyle ilgili soruşturma dosyasının incelenmesini tamamladı.
Başsavcılık, soruşturma konusu olaylarla ilgili oluşturulduğu iddia edilen ''çıkar amaçlı suç örgütünün silahlı olmadığı'' kanaatine vararak, bu nedenle özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturmaya bakmakla görevli olmadığına karar verdi. Dosya, bunun üzerine ''görevsizlik'' kararıyla Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi.
Soruşturma kapsamında şüpheliler, ''Kara paranın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun'a Muhalefet'', ''dolandırıcılık'' ve ''çıkar amaçlı suç örgütü oluşturmakla'' suçlanıyorlardı. Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı, daha önce ''soruşturma dosyasını suça konu örgütün silahlı olduğu'' gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına göndermişti

BASBAKANLIGA 'HASANKEYF' DAVASI.
-Hasankeyfli 4 vatandas, Bakanlar Kurulu'nun Ilisu Baraji için Hasankeyf ilçe merkezinin tasinmasini öngören kamulastirma kararinin iptali ve yürütmesinin durdurulmasi için Basbakanlik aleyhine Danistay'da dava açti.
ISTANBUL(ANKA)-Ilisu Baraji için Hasankeyf'in tasinmasini saglayacak Bakanlar Kurulu kararinin iptali ve yürütmesinin durdurulmasi amaciyla Hasankeyfli Seyhmuz Dezen, Mehmet Çigçi, Bedrettin Tapkan ve Hüseyin Dezen avukatlari aracigiyla Basbakanlik aleyhine dava açti.
Hasankeyfli 4 vatandas adina Danistay'a dava açan Diyarbakir Baro Baskani Av. Sezgin Tanrikulu ve Av. Devrim Biçen, 12 Temmuz 2006 günü Resmi Gazete'de yayimlanan 2006/10642 sayili Bakanlar Kurulu kararinin iptalini istedi.
Avukatlar, dava dilekçesinde, Devlet Su Isleri Genel Müdürlügü Emlak ve Kamulastirma Dairesi ve Ilisu Konsorsiyumu'nu hazirladigi Ilisu Baraji ve HES Projesi Yeniden Yerlesim Eylem Plani Final Raporu'nda Ilisu Baraji'nin yapimi ile sular altinda kalacak Hasankeyf Ilçe Merkezi için yeni yerlesim yeri teklif edildigini hatirlatti. Bunun üzerine Bakanlar Kurulu'nun da ilçe merkezini 'acele kamulastirma' karari aldigini animsatan avukatlar, dilekçelerinde söz konusu alanda kuru ve sulu tarim yapildigini belirtti.
Kamulastirma kararinin müvekkillerinin Anayasada düzenlenen temel hak ve özgürlüklerini sinirladigini öne süren avukatlar, dava dilekçelerinde, 'Müvekkillerimizin ekonomik faaliyetlerinin gelisimi engellenmektedir. Kamulastirma Kanunu'nun 27. maddesine göre yapilan kamulastirma islemi Anayasanin 13. maddesinde belirtilen gerekliliklere ve ilkelere uyulmadan mülkiyet hakkinin özüne dokunur nitelikte bir sinirlama getirmektedir' dedi.
Bakanlar Kurulu'nun yetkilerinin sinirsiz kullandigini ileri süren avukatlar, dilekçelerinde, Avrupa Insan Haklari Sözlesmesi ve Ek Protokolleri'nce güvenceye alinan 'mülkiyetin korunmasi' ilkesine de aykiri oldugunu kaydetti.
ÖZEL KORUMA ALANIDIR
Kamulastirilan alanin 'özel koruma alani' oldugunu dilekçelerinde vurgulayan avukatlar, Dicle Nehri kiyi seridinin yerlesim plani kapsaminda olmadigini belirtti. Avukatlar ayrica, bu alanin ikinci derece deprem kusaginda oldugunun da altini çizdi.
Avukat Tanrikulu ve Biçen, söz konusu Bakanlar Kurulu kararinin hukuka aykiri oldugunu belirterek öncelikle yürürlügünün durdurulmasini, yapilacak yargilama sonucunda da iptaline karar verilmesini istedi. Avukatlar, yargilama gideri ile avukatlik ücretinin de Basbakanliktan tahsil edilmesini talep etti.
50 yildir yapimi gündemde olan Batman'in Hasankeyf ilçesindeki Ilisu baraji ve hidroelektrik santralinin temeli 5 Agustosta Basbakan Recep Tayyip Erdogan tarafindan atilmisti. Yedi yilda tamamlanmasi planlanan baraj, Hasankeyf'teki tarihi ve kültürel varliklarin bulundugu alani kaplayacagi için elestiriliyor. Hasankeyf'in yüzde 80'i baraj gölünden etkilenecegi, aralarinda köy ve mezralarin da bulundugu 199 yerlesim yeri sular altinda kalacagi belirtiliyor.(ANKA)

Bu davada görev almak benim için büyük onur
Katillerİ 26 yıldan bu yana cezasız kalan DİSK Başkanı Kemal Türkler’in avukat torunu Burç “Dedemin davasıyla ilgili çalışmak bana onur veriyor” diyor
DİSK ve Türkiye Maden İş Sendikası Genel Başkanı ve kurucusu Kemal Türkler, 22 Temmuz 1980’de, Merter’deki evinin önünde üç kişi tarafından vurularak öldürüldü. 26 yıldır süren Kemal Türkler davasını bugüne kadar yüzlerce avukat üstlendi. Lokomotif her zaman avukat Rasim Öz oldu, olayın peşini hiç bırakmadı. Ama rekor düzeyde uzun süren bu davanın son avukatı, “ancak bizde olur” dedirten cinsten. Türkler öldürüldüğünde bir yaşında olan torunu Burç Akpınar büyüdü, avukat oldu, şimdi dedesinin katillerinin peşine düştü.
11 Ocak 1979’da doğan torun Burç, dedesi katledildiğinde henüz yeni yürümeye başlamıştı. Davalar açıldı, yıllar geçti, Türkler’i öldürdüğü iddia edilen üç sanıktan biri olan Ünal Osman Ağaoğlu cinayetten 20 yıl sonra 10 Nisan 1999’da Kuşadası’nda yakalandı. Hala yargılanan Ağaoğlu, önceki gün yine duruşmaya çıktı. Karşısında, bu kez sürpriz bir isim vardı. Burç Akpınar... Dedesi öldürüldüğünde 1 yaşında olan Burç, 27 yaşına gelmiş, Bilgi Üniversitesi’ni bitirmiş, avukat olmuştu. Üstelik dedesinin davasına müdahil olarak katılmıştı. Kemal Türkler’in işçi sınıfı için hem ulusal, hem uluslararası alanda mücadele vermiş bir lider olduğunu ve bu uğurda da can verdiğini söyleyen Burç Akpınar şöyle konuşuyor: “Fakat herşeyden önce benim dedemdi. Aradan 26 sene geçti. Olayın bana kadar sirayet etmesi çok üzücü ama aynı zamanda gurur verici. Onun hikayeleriyle ve o mücadelenin içinde büyüdüm. Dedemin katledilişinin ardından ailem sürekli bu işin peşindeydi.
İYİ Kİ AVUKATIM
Dedem, avukat olmam için bir gerekçe olmadı ama iyi ki olmuşum. Şimdi bu olayla ilgili çalışmaktan onur duyuyorum.”
Akpınar, “Şimdi savunmalar hazırlanacak. Biz, davanın terörle mücadele yasası kapsamında görülmesi için, Beşiktaş ağır cezada görülsün diye görev itirazında bulunduk. Savcı reddetti ama mahkeme heyeti bunu görüşmek için duruşmayı bir ay erteledi. Takdir ne olacak bir ay sonra göreceğiz. Davanın nasıl sonuçlanacağına dair hiçbir şey söylemem, söyleyemem” diye konuşuyor.
Türkler, Burç’un doğduğu haber verildiğinde sendikada makam odasındaymış. O kadar çok sevinmiş ki, ne yapacağını şaşırmış, kıpkırmızı olmuş. Yanındaki Kazım Narmanlı onun yaşadığı sevinçten o kadar etkilenmiş ki oturup bir şiir yazmış. Kemal Türkler, hemen Samatya’daki hastaneye gitmiş ve her şeyle kendisi ilgilenmiş. Kızları o günden sonra Türkler’in hayatının renklendiğini anlatıyorlar. İlk torunu onu 1980 Türkiye’sinin karanlığından kurtarmış. Burç’un annesi Yasemin Akpınar “Babam Salı günü öldürüldü. Önceki Cuma Nihat Erim’in vurulduğu haberi geldi. Babam çok üzüldü. ‘Bu yapılmamalıydı’ diye söylendi. Kardeşim Nilgün’le o gün sabaha kadar konuştuk. Sıranın babamıza geldiğini sezmiştik” diyor.
‘İşe gitmesin diye yalvardık’
Yeğeni Burç ve ablası Yasemin Akpınar ile görülen Kemal Türkler’in küçük kızı Nilgün Soydan (üstte solda) ’o günü’ şöyle anlatıyor: “Pazartesi günü işe gitmesin diye babamın önünde diz çöktüm ama o dinlemedi gitti. Salı günü yine gitmemesi için çok yalvardık ama yine dinlemedi. Kapıdan çıkar çıkmaz babamızı katlettiler. Katiller ne yazık ki şimdiye kadar cezasız kaldı. Dileriz gerekli cezayı alırlar.”

İzmirli avukatlardan BM’ye başvuru
İzmirli bir grup avukat, dün Karaburun’da 6 kaçak göçmenin ölümü üzerine ortaya atılan iddiaların araştırılması için Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne başvurdu.
İZMİR/EDİRNE - Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne yapılan başvuru ile ilgili bilgi veren avukat Noyan Özkan, kaçak göçmenlerin Yunan Sahil Güvenlik ekipleri tarafından Türk kıyıları yakınında denize atıldıkları yönündeki ifadeleri hatırlattı.
Özkan, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri Antonio Gutterres’in konudan haberdar edilmesi gerektiğini belirtti ve Yüksek Komiserliğin Türk ve Yunan yetkililerinin bir koordinasyon içinde olayı soruşturmasını istedi. Avukatlar, insanlık dışı olaya Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın el koyması gerektiğini belirttiler.
Bu arada olayla ilgili Karaburun savcılığının soruşturması sürüyor. Dün sabah izmir karaburun’da 6 kaçak göçmenin cesedi karaya vurmuş, 31 kaçak göçmen ise kurtarılmıştı. Kurtulan kaçak göçmenler, Yunan Sahil Güvenliği tarafından denize atıldıklarını iddia etmişlerdi.
YUNANİSTAN TÜRKİYE’Yİ SUÇLADI
Yunan makamları ise, İzmir’in Karaburun kıyılarında bulunan kaçak göçmenler konusunda resmi bir bilgileri bulunmadığını savundu.
Konuyla ilgili açıklama yapan Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgo Kumuçakos, “Kaçak göçmenlerin iadesi konusunda Türk makamlarına işbirliği çağrısı yaptık. Fakat Türkler, bu çağrıları tatmin etmekten çok uzakta bir tutum izlemekte” dedi.
Son 4 yılda Yunanistan’a yasadışı yollarla geçen 22 bin kaçak göçmen için Türkiye’ye başvuruda bulunduklarını söyleyen Yunan sözcü, Türk makamlarının bu başvuruların sadece 400’ünü kabul ettiğini ileri sürdü.
Yunan Deniz Ticaret Bakanlığı ise, son olayla ilgili olarak, Yunan makamlarına resmi bilgi ulaşmadığını söyledi.
Kaçak göçmenlerin Türk makamlarına verdiği ifadelerin inandırıcı olmadığını da öne süren yetkililer, Yunan botlarının Türk kıyılarına 500 metreye kadar yanaşmalarının mümkün olmadığını savundu.

Y A Z A R L A R

İyi ki yanlış anlamışız!
Ahmet KEKEÇ - STar
akekec@stargazete.com
Değerli milletvekili Orhan Eraslan’la devam etmek istiyorum. Hani, ‘301. maddeyi evladım gibi görüyorum, bu maddenin TCK’ya girmesi için çok mücadele ettim’ diyen CHP milletvekili Orhan Eraslan.
Orhan Bey, parlamentoya girmeden önce avukatlık yapıyormuş.
Bir ‘hukukçu’ sizin anlayacağınız.
Bu nedenle, TBMM Anayasa Komisyonu üyeliğine seçilmiş. Alt komisyon üyesi olarak da yeni Türk Ceza Kanunu tasarısına büyük emekleri geçmiş. ‘Evladım gibi görüyorum’ dediği bu.
Dün gazeteleri karıştırırken, bir vukuatını daha yakaladım. ‘Vukuat’ belki ağır kaçar... Hadi ‘gaf’ diyelim.
İsterseniz önce, değerli avukat Orhan Eraslan’a gaf yaptıran olayı hatırlayalım.
Biliyorsunuz, hükümet, bir süre önce, cemaat vakıflarının mallarının iadesine dönük bir tasarı hazırlamış, Meclis’e sunmuştu. Epey de sert tepkiyle karşılaşmıştı.
Başta CHP olmak üzere, irili ufaklı bir sürü parti, kendilerini sivil toplum örgütü olarak pazarlayan yığınla milliyetçi dernek, bazı gazeteciler, bazı aydınlar, birtakım kanaat önderleri zımnen hükümeti ‘vatan mallarını’ peşkeş çekmekle suçlamışlardı.
Sonra hükümet tasarıyı geri çekti.
Bitti mi?
Hayır.
Sorumlu muhalefet partisi CHP, ilginç bir sorumsuzluk örneği sergileyerek, tasarının yasalaşmasının ‘mütekabiliyet’ şartına bağlı olduğunu, bağlı olması gerektiğini söyledi ve bir çuval inciri berbat etti.
‘Mütekabiliyet’in daha kapsamlı tarifini merak edenler sözlüğe müracaat edebilirler. Biz kısaca ‘karşılıklılık’ diyelim. Yani CHP bir şartla tasarıyı destekliyordu; ‘Bu iş karşılıklı olursa olur. Biz burada Rum ve Ermeni kökenli vatandaşlarımızın demokratik haklarını iade edeceğiz, onlar da Türklerin demokratik haklarını iade etmelidir. Yoksa olmaz.’
İlk bakışta mantıklı bir önerme gibi geliyor.
Öyle ya, biz Rum ve Ermenilere, onlar da Türklere haklarını iade etmeli. Bu iş karşılıklı olmalıdır, vs...
Fakat, derinlemesine düşününce, meselenin hiç de öyle olmadığı, CHP’nin Türkiye’deki azınlıklara (üstelik her biri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, seçme ve seçilme hakkı bulunan azınlıklara) ‘rehine’ muamelesi yaptığı ortaya çıkıyor.
Faraza, Batı Trakya’daki Türkler işkenceden geçiriliyor diye, mütekabiliyet esasına göre biz de buradaki Rum azınlığa mı işkence uygulayacaktık?
Dün de değinmiştim:
Solcu ve demokrat olduğunu söyleyen CHP, 12 Eylül Anayasası’nın değiştirilmesini, cunta ürünü olan YÖK’ün ortadan kaldırılmasını, 301. maddenin ıslah edilmesini ‘dokunulmazlıklar’ şartına bağlıyor. Dokunulmazlıklar konuşulmadan, masaya dahi oturmazlarmış; istersek özgürsüzlükten kırılalım, istersek işkenceden geberelim...
İyi de, CHP özgürlüklerimizi ‘pazarlık konusu’ yapma hakkını nereden alıyor? Dahası, ne hakla ve hangi cüretle, her biri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, vatandaş olmaları hasebiyle demokratik haklardan zaten yararlandırılmaları gereken azınlıklara, ‘Sen bizden değilsin, sen ancak mütekabiliyete malzemesi olabilirsin’ diyerek, demeye çalışarak, bir tür rehine muamelesi yapıyor?
Konunun Orhan Eraslan’la ilgisine gelince...
Mütekabiliyet gafından sonra, CHP, durumu düzeltmeye çalıştı.
İlk ‘düzeltme açıklaması’ Grup Başkan vekili Haluk Koç’tan geldi. Ne dediği anlaşılamayan açıklamasında Koç durumu yanlış anladığımızı söylüyordu. Ki, hep öyledir, hata bizdedir, mutlaka biz yanlış anlamışızdır..
Fakat turnayı gözünden vuran açıklama Orhan Eraslan’dan geldi. Mütekabiliyet meselesine azınlıklar açısından bakmadıklarını, yurttaşa karşı mütekabiliyet olmayacağını söyleyen Orhan Bey, mütekabiliyet gafını eleştiren azınlıkları da şu sözlerle değerlendiriyordu: ‘Hiçbirinin özgürlükleri kısıtlanmış değildir, ekmeğini yiyip suyunu içtikleri Türkiye’ye yanlış yapıyorlar.’
Bilmiyorum, yoruma gerek var mı?
Bunun yorumunu Haluk Koç’a bırakalım.
Kendisini, azınlıkların hamii olarak gören Orhan Bey, ekmeğini yiyip suyunu içtiği ülkeye daha ne kadar zarar verecek? En iyisi Haluk Koç anlatsın...
27.09.2006

AB fena dövdü
Ayşe ÖNAL - STAR
Örgütlü suç ve mafya çok güçlü, hayvan hastalıkları kontrol altına alınmadı, gıda ürünlerinde halk sağlığını tehdit edici koşullar ortadan kaldırılmadı, hijyen standartlarına uymuyor, tarım teşviklerini şeffaf kurumlar eliyle dağıtmıyor, yolsuzluk yaygın ve kabul gören bir davranış olmayı sürdürüyor, organize suç yönetimin parçası gibi sürüyor...’
Okuyanlar, mafya usulleri ile yönetilen bir ülkeden söz edildiğini düşünürler..
‘Siyasetçiler, bürokratlar ve adalet mensupları büyük gürültülerle ama adeta aklanmak için yargılandılar. Ülkede yolsuzluğu ve örgütlü suçu kimin yönettiği bulunamadı. Son iki yılda işlenen 200 mafya tarzı cinayetin arkası aydınlatılamadı.’
Ülkenin iç karartıcı tablosu 2004 yılında AB’ne girememesine yol açmıştı. Geçen iki yıl içinde ülkenin kendisini samimiyetle gözden geçirmesi ve çeki düzen vermesi umulmuştu. Ne yazık ki öyle olmadı. Hatta bırakın mafyayı ve faili meçhul cinayetleri, daha kolay düzenlenebilir görünen hava güvenliği standartlarını bile yakalayamadı. Bu hali ile değil Birliğin bir üyesi olmak, Avrupa Birliği havacılık pazarına girmesi bile şüpheli..
‘Velhasıl ülke henüz hazır değil. Ve 2007 1 Ocak’ından çok şey beklemesin. Hatta birliğe ağır koşullu olarak alınsa bile raporda anlatılan vahameti düzeltmekte ilerleme kaydedemezse yaptırımlara hazır olsun!’
Hemen sinirlenmeyin, sakin olun, AB Türkiye’yi dövmüyor. Dayağı Romanya ile birlikte 2004 yılında ümitlerinin aksine AB’ye alınmayan Bulgaristan yiyor.
AB bize bir koşul öne sürdüğünde ülkeyi parçalamak amacından, dinimize düşmanlığına varan bir karşı kampanya açarız. Oysa Bulgaristan’ı daha fena dövüyor. Buna ne diyeceğiz. Üstelik Bulgaristan ne parçalansa bir işe yarar, ne dini Avrupa Birliğine aykırı.. Çok merak ediyorum, AB düşmanları Bulgaristan raporunu nasıl açıklayacaklar?
Bulgar mafyası şöhretli. Esprili, zeki, giyimine takmış, yemesi içmesi bir ritüel olan Amerikan filmlerindeki ışıltılı İtalyan mafyası ile uzaktan yakından ilgisi yok. Tam aksine Bulgar mafyasının bizim mafyaya benzer. Zalim, kaba ve ruhsuz köylülerden oluşuyor. Bulaştıkları işler genellikle kadın ticareti, sigara ve içki ticareti ve sahte pasaport düzenleme.. En küçük bir estetikleri yoktur. Özellikle kadın ticareti yaparken kaçmaya kalkan kadınları gözlerini kırpmadan öldürmeleri ile ünlüler.
İtalyan Mafyası devlete karşı kurulmuştur ve devlet içinden adam satın alır. Bulgar Mafyası tıpkı bizim Mafya gibi devlet eliyle kurulmuştur ve devlet tarafından kontrol edilir. Devlet mafyayı isterse yok edip yenisini kurabilir.
Şimdi bunu temizlemeyi becerememiş (veya istememiş) olan Bulgaristan AB’nin kapısına dayanmış. ‘Beni al’ diyor. Siz içinde suç örgütü ile gelen ülkeyi ister miydiniz? Elbette istemezsiniz, biliyorum ki siz örgütlü suç grupları AB’ye girecekse onu da ben götürmek isterim, ehemmiyetsiz Bulgaristan değil, diye düşünürsünüz.
Avrupalılar ne ‘mafya ve yolsuzluk’ bizim tekelimizdedir, diyen bizim gibi, ne de ‘mafyamızı, yolsuzluğumuzu koruyalım, yuttururuz bu kuzeyli ahmaklara,’ diyen Bulgarlar gibi düşünmüyorlar.
Hem endişeleniyorlar, tedbir alıyorlar. Hem de genişlemeden bizar olmuş kamuoylarına güvence, Avrupa Birliğe üye olmak numarasına yatmış olan Türkiye ve diğer balkan ülkelerine de uyarı mesajı veriyorlar. Gerçi ‘Ben AB’ye girersem kendim gibi girerim, AB bana uysun diyen’ kahramanlara sivrisinek saz ama..
27.09.2006

Örtülü sermaye, örtülü kazanç dağıtımı, düzeltme
BİZE GÖRE / Veysi Seviğ
Kurumlar Vergisi Yasası'nın 12'nci maddesinin 7'nci fıkrası gereği olarak "örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarlar, Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarının uygulanmasında, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibariyle dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkez aktarılan tutar sayılır. Daha önce yapılan vergilendirme işlemleri, tam mükellef kurumlar nezdinde yapılacak düzeltme de örtülü sermayeye ilişkin kur farklarını da kapsayacak şekilde, taraf olan mükellefler nezdinde buna göre düzeltilir. Şu kadar ki, düzeltmenin yapılması için örtülü sermaye kullanan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şarttır."
Aynı yasanın 13'üncü maddesinin 6'ncı fıkrası uyarınca da "Tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazanç, Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarının uygulanmasında........ gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibariyle dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılır. Daha önce yapılan vergilendirme işlemleri, taraf olan mükellefler nezdinde buna göre düzeltilir. Şu kadar ki, bu düzeltmenin yapılması için örtülü kazanç, dağıtan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şarttır."
Her iki yasa maddesinde de yer alan "düzeltme" kavramı ilk defa usul hukuku dışında vergi yasalarımıza girmiş bulunmaktadır.
Konuya yönelik olarak yapılan bir değerlendirmeye göre Kurumlar Vergisi Yasası'nın 12'nci maddesinin 7'nci fıkrasında "...örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarların Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarının uygulanmasında, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibariyle dağıtılmış kâr payı veya dar mükellef için ana merkeze aktarılan tutar sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Bu şekilde dağıtılmış kâr payının net kâr payının net kâr payı tutarı olarak kabul edilmesi ve brüte tamamlanması sonucu bulunan tutar üzerinden Gelir Vergisi Kanunu'nun 94'üncü maddesinin 6/b bendi uyarınca ortakların hukuki niteliğine göre belirlenen oranda vergi kesintisi yapılması gerekmektedir. Böylelikle, bir kurumda örtülü sermaye şartlarını taşıması sebebiyle indirimi reddedilen borçlar için nakden veya hesaben ödenen faizlerin, mükerrer vergilendirmeyi önlemek amacıyla elde eden yönünden kâr payı olarak yeniden tasnif edilmesi ve buna göre gerekli düzeltmelerin yapılması amaçlanmıştır. Ancak düzeltme işlemi, sadece taraf olan mükellefler nezdinde yapılacak olup, bu mükelleflerin ortaklarına ilişkin daha alt kademelerde düzeltme yapılması söz konusu olmayacaktır. "(Tekin, Cem-Kartaloğlu Emre," 5520 sayılı Yeni Kurumlar Vergisi Kanunu" ASMMMO Ankara, 2006 Sf: 141).
5520 sayılı Kurumlar Vergisi Yasası'nın 13'üncü maddesinin 6'ncı fıkrasında ise "...transfer fiyatlandırması nedeniyle kazancın örtülü olarak dağıtıldığının tespit edilmesi durumunda, söz konusu kazancın elde eden mükellefler nezdinde dağıtıma tabi tutulan kâr payı olarak değerlendirilmesine imkan sağlanmıştır. Bilindiği üzere tam mükellefiyete tabi kurumlar, bir hesap dönemi içinde elde ettikleri kurum kazançlarının dağıtıma tabi tutulan kısmı üzerinden Gelir Vergisi Kanunu'nun 94'üncü maddesinin 6/b ve (ii) alt bentleri uyarınca yüzde 10 oranında tevkifat yapmak zorundadırlar. Diğer taraftan anılan maddenin 6/b-iii alt bendi uyarınca dar mükellefiyete tabi kurumlar da ana merkeze aktardıkları kazançları üzerinden yüzde 10 oranında tevkifat yapmak zorundadırlar.
Öte yandan transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazancın kâr payı sayılması ile mükellefler bu kâr payına ilişkin olarak mükellefiyet durumlarına göre GVK'nin 22. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile KVK'nin ...5'inci maddesinin 1/a bendinde yer alan istisna hükümlerinden yararlanacağından kârşı taraf düzeltmesi bu şekilde, işleme taraf olanlar arasında gerçekleşmiş olacaktır. Böylelikle aynı işlem üzerinden mükerrer vergilendirmenin önüne de geçilmektedir. Bu şekilde dağıtılmış kâr payı tutarı olarak kabul edilmesi ve brüte tamamlanması sonucu bulunan tutar üzerinden ortakların hukuki niteliğine göre belirlenen oranlarda vergi kesintisi yapılacaktır." (Tekin, Cem-Kartaloğlu, Emre, agç. Sf: 152-153)
Oysa; Kurumlar Vergisi Yasası'nın yukarıda belirtilen her iki maddesinde yer alan düzeltme kavramı, örtülü sermayeyi kullandıran veya örtülü kazanç dağıtan dar mükellefler de dahil gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin kazancını değiştirecektir. Bu durumda değişen kurum kazancına göre yeniden vergilendirme yapılması söz konusu olabilecektir. Bunun aksini düşünmek mevcut yasal düzenlemenin hukuki özelliği ile örtüşmemektedir.
Ancak bir farklı görüşe göre "düzeltmeden kasıt, işleme taraf olan mükellef veya mükelleflerin mali kârlarının dolayısıyla ödenmesi gereken vergilerinin düzeltilmesidir." (Koyuncu Mesut "Örtülü Sermaye Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımında Düzeltme Ne Demek?" Vergi Dünyası Eylül, 2006 Sf: 51-53).

Azınlıklarımızı neden sevmiyoruz?
Mehmet Ali Birand - Posta
Avrupa Birliği Uyum Yasaları içinde bir kaçı var ki, toplumumuzun aynası oldu. Özellikle yabancılar ve vatandaşımız olan gayrimüslimlerle ilgili değişiklikler, inanılmaz bir direnç yaratıyor.
Ülkenin yüzde 99'u Müslüman, ancak 2-3 kiliseye sağlanacak kolaylık, 15-20 kilise kurulma olasılığı insanlarımızı ayağa kaldırıyor.
70 milyonluk bir ülkede 300-400 bin kişilik gayrimüslim vatandaşımızın oluşturduğu vakıflar büyük sorun yaratıyor.
"Yabancıları en çok seven halk " yalanını icat etmişiz, kendimizi aldatıyoruz. Evet, bir kaç günlüğüne gelen yabacı turiste karşı çok dostuzdur ama evlerine geri dönmeleri koşuluyla. İş bulmak, çalışmak için gelmiş Afrikalı, hatta Pakistanlı birkaç yüz işçiye bile nasıl kötü muamele ettiğimizi gazeteler yazmıştır.
Benim en çok merak ettiğim, vatandaşımız olan gayrimüslimlere gizli düşmanlığımızdır. Tarihimizi bir okuyun göreceksiniz. Sürekli hoyratça davranmış, kötü muamele etmiş, ellerindeki parayı ve mallarını almaya çalışmışız.
İşte son örneği: TBMM'deki, Azınlık Vakıfları Yasası.
Bu yasa, tarihi bir haksızlığı düzeltiyor. Vakıflara gayrimenkul edinme imkanı sağlıyor ve ellerinden alınan bazı malları geri veriyor.
Cahilleri bir yana bırakıyorum. Akıllı başlı sandığımız, okumuş etmiş insanlarımızın yazdıklarına, söylediklerine bakın, yeter.
Vatan topraklarının peşkeş çekildiğini iddia edenler, mübadelede verilmiş malların şimdi tekrar iade edileceğini söyleyenler, vakıfların ilerde birer siyasi güç olacağını, Ayasofya'ya el koyabileceklerini ve Vatikan gibi bir din devleti kurabileceklerini belirtenler...
İnanılır gibi değil.
En kötüsü, bu yaklaşımın, CHP gibi bir parti tarafından benimsenmesi...
Nedir bu cehalet...
Nedir bu güvensizlik...
Koskoca Türkiye'nin geldiği noktaya bakın. İster Müslüman, ister Hıristiyan azınlıklarıyla onur duyan, onlarla zenginleştiğini bilen bir Türkiye yaratalım derken, gölgesinden korkan, kavruk, büyüklüğünün farkında olmayan bir yöneticiler güruhunun eline kaldık.
Yazıklar olsun...
* * *
VAKIF YASASI NEDİR?
1936 yılında devlet, ülkede yaşayan azınlıklar (Rum, Ermeni, Yahudi vs...) tarafından kurulmuş vakıflara bir çağrıda bulundu ve sahip oldukları tüm taşınmazları beyan etmelerini istedi. Her vakıf beyanname doldurup yolladı. Yasaya göre, vakıfların istedikleri taşınmazı edinme hakları vardı ve bu hak devam etti. 38 yıl boyunca hiç kimseden ses çıkmadı.
1974'te, Ege sorunu köpürmüş ve daha da önemlisi Kıbrıs harekatı ve sonrasında gelen sert tepkiler, Türkiye'yi sarsmıştı. Bu ortam, devletin zaten büyük çoğunluğu Rum kökenli olan vakıflara karşı tutumunu değiştirdi. Her şey 1974 yılında, Yargıtay'ın birden bire azınlık vakıflarını "yabancı kuruluş" sayması ve mal edinmelerini yasaklayan kararlarıyla değişti. Yargıtay, kendi vatandaşı olan gayrimüslimleri "yabancı" sayıyor ve mal edinmelerini yasaklıyordu.
Aslında bu bir ilk adımdı. Hedefin, azınlık vakıflarının elindeki mallara el koymak olduğu kısa sürede anlaşıldı. Nitekim, Yargıtay'ın bu kararından sonra devlet, vakıflara bir yazı yazıp "1936 beyanından bu yana elde edilmiş taşınmazların bildirilmesini istedi" ve Yargıtay kararına dayanılarak "Sizler yabancı kuruluşsunuz, yeni taşınmaz alamazsınız" dendi ve son 38 yılda edinilmiş tüm mallara el kondu.
Neresinden bakarsanız, hiçbir uluslararası hukuka uymayan, açıkça mülkiye ve miras hakkının ihlali ve "Ben istedim oldu" yaklaşımıydı.
Türk vatandaşı gayrimüslimler yabancı muamelesi gördü ve vakıflarına hibe ettikleri mallara el kondu. Yetmiyormuş gibi, bu taşınmazların bir bölümü de, devlet tarafından 3'üncü kişilere satıldı.
Bugün tartışılan yasa tasarısı, 30 yıl önce yapılmış bir hatanın- haksızlığın düzeltilmesinden başka bir şey değil. Ayrıca, eğer biz düzeltemezsek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi düzeltecek ve devlet milyarlarca dolar ödemek zorunda kalacak.
* * *
BÜTÜN KAVGA 36 MÜLKTEN ÇIKIYOR
Ulusalcı kesim, sırf muhalefet yapmak için aklına her geleni söyleyen CHP ve komplo teorilerine inananlarımız, bu tasarı ile ülke mallarının yabancılara peşkeş çekildiğini, Ayasofya'nın dahi Rum vakıflarına geçebileceğini ileri sürüyorlar.
Bundan daha büyük bir cehalet olamaz.
Sorun, 36 taşınmazın geri verilmesiyle ilgilidir ve liste de Hürriyet Gazetesi'nde (23.09.2006) yayınlanmıştır:
� Ortaköy Aya Fokas Aya Yorgi Rum Ortodoks Kilisesi: İstanbul Beşiktaş'ta 198, 244, 417,5 metrekarelik üç arsa (Malikleri: Yunan tebaasından Elanka Tedori Kızı- Meryem Duagım Kızı- Anna Duagin Leon Abraham oğlu)
� Rumelihisarı Surp Sandth Ermeni Kilisesi Vakfı: İstanbul Sarıyer Rumelihisarı'nda 75.60 metrekare arsa (Maliki: Şentuht Takyos Kızı)
� Kocamustafapaşa Surp Kevork Ermeni Kilisesi Mektebi ve Mezarlığı Vakfı: İstanbul Eminönü Dayehatun'da 31 metrekare oda (Maliki: Minaskigork)
� Kumkapı Meryemana Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı: İstanbul Eminönü Büyükçarşı Kürkçüler Sokak'ta toplam 57 metrekare 3 adet dükkan (Maliki: Meryem Binti Ovagim)
� Ayvansaray Aya Dimitri Vlaharne Rum Ortodoks Kilisesi ve Mektebi Vakfı: İstanbul Fatih Tahtaminare'de kagir ev (Maliki: Nikola)
� Balat Ahrida Musevi Sinagogu Vakfı: İstanbul Fatih'te toplam 30 metrekarelik 6 adet kagir dükkan, (Maliki: Cevahirci İsrail) ile Hızır Çavuş'da 124 metrekarelik Çana Sinegogu ve Avcıbey'de 1109 metrekarelik Sinagog (Maliki: Kasturya Sinagogu Vakfı)
� Balat Surp Hreştegabet Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı: İstanbul Fatih Mollaaşkı'nda 898-356-656 metrekarelik üç adet arsa , 45 metrekarelik bir ev, toplamı 100 metrekareyi aşan 4 adet dükkan (Maliki: Kapriyel, Ohannes Bogos)
� Balıklı Rum Hastanesi Vakfı: İstanbul Şişli Feriköy'de 131 metrekare ahşap ev (Maliki: Polekseni), Fatih Küçük Mustafa'da 429 metrekare kargir dükkan (Maliki: Bodos), Üsküdar Kuzguncuk'da 88 metrekare ahşap ev (Maliki: Fotini Kipridi), Büyükada Refat Paşa'da 1768 metrekare bahçeli ahşap ev (Maliki: Yunan T. Evdoksiya), Adalar'da 218 metrekare sarnıcı, kuyusu ve bahçesi olan kagir bina (Maliki: Tütüncü Tanaş), Eminönü Tülbentçi Hüsamettin'de 66 metrekare kagir (Maliki: Katarina Sarafin Kızı)
� Beyoğlu Üç Horon Ermeni Kilisesi Vakfı: Beyoğlu Hüseyin Ağa'da, odaları olan toplam 240 metrekare dört dükkan (Maliki: TCT. Sebuh)
� Beyoğlu Surp Gazer Ermeni Katolik Mihitaryan Manastırı ve Mektebi Vakfı: Beyoğlu Arapcami'de bir oda (Maliki: Maryanko)
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

'Türklüğe hakaret'
Taha AKYOL - Milliyet
ATATÜRK zamanında İtalya'dan alınan (eski) Türk Ceza Kanunu'nun 159. maddesinde de "Türklüğe, cumhuriyete, TBMM'ye, hükümetin manevi şahsiyetine, bakanlıklara, devletin askeri ve emniyet kuvvetlerine ve adliyenin manevi şahsiyetine" alenen hakaret etmek suç sayılıyor ve cezalandırılıyordu. Fakat bu bir şarta bağlı idi: Adalet Bakanı izin verirse dava açılıyor, izin vermezse, mesela "Türklüğe alenen hakaret" eden kimse hakkında kovuşturma açılmıyordu.
Acaba neden?!
Bugün aynı suçu düzenleyen 301. madde etrafındaki tartışmalarda sağlıklı bir akıl yürütme yolu bulmanın ilk adımı bu sorudan geçiyor.
Evet, soruşturma açılması, siyasi bir organ olan Adalet Bakanı'nın iznine bağlanmıştı. Çünkü suç sayılan bu eylemler tamamen "siyasi" niteliktedir, bu bir. İkincisi, cezanın bir amacı da kamu yararıdır; halbuki "siyasi" bir davada kamu yararı olmayabilir, hatta "kamu zararı" bile olabilir!
Bunu Adalet Bakanı takdir edecek, ona göre dava açılacak veya açılmayacaktı.
Türklüğe yarar mı?
Bugün eski 159. maddenin yerini 301. madde aldı. Sadece "Bakanlıklara hakaret" suç olmaktan çıkarıldı ve "Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz" diye 'liberal' bir cümle eklendi, ceza miktarı azaltıldı.
Çok önemli bir değişiklik daha yapıldı: Artık "Türklüğe, cumhuriyete, meclise, yargıya, orduya..." hakaret davaları için savcılar Adalet Bakanlığı'ndan izin almıyor! Çünkü "Adalete siyaset karışmasın" diye bunu kaldırdık.
Ve elbette artık savcılar davanın ülkeye "siyasi" yarar mı, zarar mı getireceğine bakmadan, bu anlamda "kamu yararı"nı ölçmeden davalar açıyorlar.
Giderek ne oluyor? Türklük kavramı dünyada ikide bir yazarları hapisle tehdit eden, 'ceberut' bir görüntüye bürünüyor! Hatta Türkler soykırım yaptı da bunun söylenmesini "Türklüğe hakaret suçu" diyerek bastırıyorlar şeklinde bir imaj oluşuyor.
Bu imaj Türklüğü yüceltiyor mu?! Aşağılıyor mu?! Bu imaj Türkiye'nin ve Türklüğün lehine mi, aleyhine mi?! Açılan soruşturma ve davaların hepsinde siyaseten "kamu yararı" mı var?!
Cumhurbaşkanı baksın
Eski Ceza Kanunu'ndaki 159. madde, yeni Ceza Kanunu'ndaki 301. madde, hukuk doktrini açısından da kesinlikle "siyasi" niteliklidir; onun için Adalet Bakanı'nın iznine bağlanmıştı. Çünkü bazı davaların götüreceği, getireceğinden fazla olabilirdi ve bunun 'siyasi' açıdan değerlendirilmesi gerekirdi.
Tamam, Adalet Bakanı'nın iznini kaldırdık; çünkü bazı bakanlar siyasi tercihlerinin etkisi altında kalmıştı. Şimdi eski Yargıtay Başkanı değerli hukukçu Sami Selçuk bir teklifte bulunuyor:
- Bu davalar Cumhurbaşkanı'nın iznine tâbi olsun!
Çok doğru... Çünkü cumhurbaşkanı makamındaki kişi, anayasal olarak tarafsızdır, milletin birliğini temsil eder, "Türkiye Cumhuriyeti'nin şan ve şerefini yüceltme" yemini ile göreve başlar. "İcranın başı" olarak da "kamu yararı"nın mı yoksa "siyasi mazarrat"ın mı bulunduğunu takdir eden bir şahsiyettir. Ayrıca yine Selçuk'un dediği gibi, 301. maddenin içeriğini de modern hukuka göre düzenlemeliyiz.
Öneriyorum, AKP ve CHP böyle bir çözümde uzlaşsın; göreceksiniz Türkiye çok rahatlar...

"Sosyal Güvenlik Kurumu" başkanını arıyor

SOSYAL GÜVENLİK VE İŞ HUKUKU / İbrahim Işıklı

5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile TC Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve SSK tek çatı altında birleştirilerek bugüne kadar yaşanan bir çok sorunun çözüme kavuşturulması amaçlanmaktadır. Sosyal güvenlik reformuna ilişkin düzenlemelerin 01.01.2007 tarihinde yürürlüğe girecek olması, bir an önce "Sosyal Güvenlik Kurumu"nun en üst amiri olan kurum başkanlığına atama yapılmasını gerektiriyor.

Hem SSK ve hem de Bağ-Kur uzun bir zamandan beri vekaleten yönetiliyor ve neredeyse 5-6 ayda bir de vekalet eden yöneticiler değişiyor. Önemli olan yasa çıkarmak olmakla birlikte, asıl olan çıkarılan yasaları uygulayacak yöneticilerdir. Daha önce de yazmıştım; Kuruma ilk atanacak başkan son derece önemli, çünkü birçok uygulamanın temeli bu dönemde atılacak olup yanlış ve reformun mantığına aykırı uygulamaları ilerde düzeltmek mümkün olmayacak.

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'na; sosyal güvenlik sistemini yakından tanıyan, SSK, Bağ-Kur ve TC Emekli Sandığı uygulamalarını bilen, bürokrasi deneyimi olan liyakatli bir başkan atanması gerekmektedir. Yoksa, sosyal güvenlik sistemindeki karmaşa ve sahipsizlikten dolayı ülkeyi büyük sorunların beklemekte olduğunu belirtmeme gerek yok.

"Aydemir" Çankaya'dan onay bekliyor

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı için adı geçen bürokratlardan birisi de, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşar Yardımcısı Birol Aydemir. Sayın Aydemir, sosyal güvenlik uygulamalarını bilen, SSK, Bağ-Kur ve TC Emekli Sandığı'nı yakından tanıyan ve bürokrasi deneyimi çok fazla olan bir bürokrat. Ayrıca, DPT'deki sosyal güvenlikle ilgili önemli isimlerden biri olarak biliniyor. Özellikle DPT bünyesinde sosyal güvenlik konusunda bir çok önemli çalışmada büyük katkıları olan Aydemir'in kararnamesinin Cumhurbaşkanlığı'na gönderildiği kulislerde konuşuluyor.

Gerçekten Birol Aydemir'in Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı atanması gerçekleşirse sosyal güvenlik sisteminde yapılan reform çabalarının uygulanması konusundaki önemli bir engel ortadan kalkacak. Böylece sosyal güvenlik reformuna ilişkin düzenlemelerin 01.01.2007 tarihinde yürürlüğe girmeden önce kurum uygulamalarına ilişkin bir çok konuda eksik ve yetersiz düzenlemelere neşter vurulabilecek. Uzun bir süreden beri yönetim boşluğu olan sosyal güvenlik kurumları da nihayet etkin bir yönetime kavuşacak.

"Birol Aydemir" kimdir

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı için adı geçen Birol Aydemir, 1966 doğumlu. Aydemir, 1987 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye Bölümü'nden mezun oldu. Aynı yıl Kalkınma Bankası İktisadi Analiz ve Araştırmalar Müdürlüğü Uzman Yardımcısı olarak göreve başladı, gümrük müfettişi yardımcılığının ardından DPT'de İktisadi Planlama Genel Müdürlüğü'nde uzman yardımcısı oldu. ABD'de, University of Delaware'de ekonomi yüksek lisansı yaptı. 2001 Aralık ayında Yıllık Programlar ve Konjonktür Değerlendirme Genel Müdürlüğü Finansman Dairesi Başkanı, 2002 yılının Aralık ayında ise DPT'de müsteşar yardımcısı oldu.

İş Kanunu'nda gece çalıştırma yasağı

4857 sayılı İş Kanunu'nun 73. maddesine göre, sanayie ait işlerde onsekiz yaşını doldurmamış çocuk ve genç işçilerin gece çalıştırılması yasaklanmıştır.

Emziren işçinin doğumu izleyen 6 ay boyunca gece çalıştırılması yasaklanmıştır. Yine, aynı maddeye göre, yeni doğum yapmış işçinin doğumu izleyen sekiz haftalık süre sonunda, emziren işçinin ise 6 aylık süreden sonra gece çalışması yapmasının güvenlik ve sağlık açısından sakıncalı olduğunun hekim raporu ile belirlendiği dönem boyunca, gece çalıştırılması yasaktır. Kadın işçiler, gebe olduklarının hekim raporuyla tespitinden itibaren doğuma kadar geçen sürede gece çalışmaya zorlanamazlar.

İş Kanunu'nun 104. maddesine göre, çocuk ve genç işçileri gece çalıştıran veya yönetmelik hükümlerine aykırı hareket eden işveren veya işveren vekiline 2006 yılında 783.-YTL para cezası verilecektir. (Bu cezalar her yıl VUK 298. maddesince belirlenen yeniden değerleme oranında artmaktadır.)

Basında Yargı Haberleri ...

Canım Babam Hasan ÖZDERİN in Aziz Hatırasına,

( 13 Aralık 2004 – Söz Eylemini Yitirdi...)

OZDERIN,M.

msn: ozderin@hotmail.com

0 Comments:

Post a Comment

<< Home